Selanik

25/1/2009 ·





ATATÜRK'ÜN DOĞDUĞU ŞEHİR ( SELANİK )

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. 

Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. 

Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. 

Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi.

Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Yorum (2) Yorum yaz!

Ramazan Müjdesi

7/9/2008 · Kategori: Dini



Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı...
Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.

Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.

Mü'minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.

Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pekçok nimete de mazhar olurlar.

Ubâde bin Samit anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:

"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah'ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah'a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah'ın rahmetinden nasibini alamayandır."(1)

Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü'min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah'tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.

Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.

Ramazan ayının kudsiyet ve bereketini bildiren şu hadis-i şerifi birlikte okuyalım. Peygamber Efendimiz geniş anlamda bu hususu dikkatimize vermektedir.

Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Şaban ayının son günlerinde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdu:

"Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.
Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.
Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.
Bu ay yardımlaşma ayıdır.
Bu ay mü'minlerin rızkını arttıracak aydır.
Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.
"

Ashâb-ı Kiramdan bazıları, "Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz" dediler.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir" buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:

"Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.
Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.

Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah'tan mağfiret dilemenizdir.
Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah'tan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allah'a sığınmaktır.
Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.

islamiyet.gen.tr

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

TÜRK BÜYÜKLERİ-OĞUZ KAĞAN

22/5/2008 ·

Binlerce yıllık tarihinde Yüce Türk Milletinin feyz kaynağı olan Türk (Oğuz) Töresine ad veren, büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan'ın babası Kara Kağandı. Kara Kağanın bir oğlu dünyaya geldi. Bu çok güzel bir çocuktu. Doğduğunda annesinin sütünü emmedi, daha sonra annesi rüyasında, çocuğun kendisine "Tanrıya imam etmedikçe sütünü emmeyeceğini" söylediğini gördü. Annesi bu rüyayı üç gece üst üste görünce, Tanrıya imam etti ve çocuk annesinden birkere süt emdi ve bir daha emmedi. Bir yıl sonra büyük bir adam gibi konuşmaya başladı. "Ben bir çadırda doğduğum için adımı Oğuz koymak gerekir" dedi. Adını Oğuz koydular. Harikulade halleri görülen Oğuz, çocukluğundan ergenlik çağına kadar, her fırsatta Tanrıyı anardı. Ona Tanrının nurlu feyzi erişti. Her türlü bilim ve hünerde, ok atmada, kargı kullanmada, kılıç çalmada ve bilgi hususunda, aleme ün salacak gelişme gösterdi. Babası onu amca kızıyla everdi. Fakat evlendiği kız imam eetmediği için ona yanaşmadı. En sonunda kendine imam eden bir kızla evlendi. Oğuz'un bir tek Tanrıya inandığını duyan babası, onu bir av dönüşü öldürmeyi planladı. Bu haberi alan Oğuz, putperes babasıyla yaptığı savaşı kazandı. Ok yarası alan Kara Kağan öldü. Bunun üzerine Oğuz, Kağan oldu ve puta tapanlara hiç bir merhamet göstermedi.

 Oğuz Kağan destanında anlatılan Oğuz Han, aynı zamanda Büyük Hun Türk İmparatorluğunun kurucusudur. Türk devlet geleneğinin temel taşlarını koyan, Türk Hakanının vazettiği kanunlar, Oğuz (Türk) Töresi olarak ün yapmış ve 16 Büyük Türk İmparatorluğunun da güç kaynağı olmuştur. 24 Oğuz Boyunun atası olan Oğuz Han, Türk Töresini; Disiplin , Adalet, Ahlak ve Millete hizmet esası üzerine inşa etmiştir.

 İlk teşkilatı orduyu kuran Oğuz Han, Onlar-Yüzler-Binler-Onbinler diye tasnif yapıp, kumandanlarınada, Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı, Tümenbaşı diye de ünvanlar vermiştir, Orduda itaatı esas kılmış, itaat etmeyenlerin boynunu vurdurmuştur.

 Daha sonra Oğuz Kağanın üç oğlu olmuş. Onlara Gün, Ay, Yıldız adını verir. Bir daha evlenir ve ondanda üç oğlu olur. Bu oğullarına da Gök, Dağ, Deniz adlarını verir. Gün gelir büyük bir toy (şölen) verir. Halkı çağırır, yenilir içilir sonra Beylerine ve Halka buyruk verir.

"Ben sizlere oldum Kağan
 Alalım yay ile kalkan
 Nişan olsun bize buyan
 Bozkurt olsun bize uran"

Dedi ve Dünyanın dört bir yanına yarlığı yazdı, Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle yazıyordu: "Ben Türklerin Kağan'ıyım Dünyanın dört bucağına hakim olmam gerekir. Sizlerden itaatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, hediyelerini kabul eder dost sayarım. Her kimde baş eğmez ise, ona gazab eder, üzerine Ordu çekip, baskın yapar yok ederim. "Çin Kağan'ı itaatini ve dostluğunu bildirdi. Urum Kağan'ı itaatini bildirmedi. Bunun üzerine Oğuz Kağan ordusuyla onun üzerine yürüdü ve onların yenip kendine bağladı. Daha sonra Oğuz Kağan devletin sınırlarını güneyde Hindistan, kuzeyde Sibiryay, doğuda Qindenizi, batıda Akdeniz ve Mısır'a kadar genişletti. Buralarda yaşayan Milletleri ve Devletleri kendine bağladı. Daha sonra büyük ganimetlerle ülkesine döndü.

 Büyük bir toy verir Oğuz Kağan ve Devleti oğulları arasında pay eder. Boz Oklar denen, Ayhan Yıldızhan ve Gökhan arasında devleti payeder. Üç Oklar denen Denizhan, Dağhan ve Günhan oğullarına da "Sizlerde Boz Oklar altında Beylik yapın" der. 75 yılı savaşlarla geçiren Oğuz Kağan 116 yıllık hükümdarlığının sonunda hayata gözlerini yumar.

 Oğuz Kağan Milletine hizmeti daima ön planda tutardı. Eşsiz bir devlet adamı ve bilge kişiydi. Türk Milletinin ona atfettiği kutsallıktan ötürü onun bir Veli veya Nebi olabileceği tarihe geçmiştir. Onun buyruk ve vazettikleri Töre olmuş, bugünkü manada dini kurallardı. Oğuz Kağanın hayatı boyunca iki öğe çok önemli bir şekilde göze çarpar. Birincisi; Tanrıyı bir bilip ve daima ibadet etmesi. İkincisi; Millete hizmeti. Milletini daima ön planda tuttuğunu şu olay en iyi şekilde bize örnektir: Devletin zayıf olduğu bir zamanda, düşmanları ondan en sevdiği atını isterler, verir. Sonra eşini isterler onuda verir. Daha sonra çorak bir toprak parçası isterler, Oğuz Kağan "Atım ve eşim kendi malımdı verdim, fakat toprak çorakta olsa milletimindir veremem" der ve birliklerini toplar, kendinden emin olan düşmana ani baskın yaparak onları mağlup eder. Bu olayda Devlet malının Millete ait olduğunu ve Devlet malının üzerinde tasarruf edilemeyeceğini göstermiştir. Yani önce Devlet ve Millet manfaati gelir daha sonra diğer menfaatler gelir. Önce Devletim ve Milletim bir Oğuz Türk Töresidir.

 Bugünde Oğuz Türk Töresini yaşayan ve yaşatan büyük devlet adamlarımız şükürler olsunki vardır. Önce Ülkem ve Milletim sonra Partim diyen devlet adamlarımıza Allah uzun ömürler versin. "İl gider Töre kalır" ata sözü daima haklı olarak kalıcıdır.

Yorum (4) Yorum yaz!

TÜRK BÜYÜKLERİ-AHMET YESEVİ HAZRETLERİ

8/5/2008 ·

 

Türkistan'da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır. Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir. Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi'de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.

Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara'da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Ahmet Yesevi Buhara'da bir müddet ders verdi. Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi'ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı. Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Ahmet Yesevi Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.

Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.

Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;

Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Ahmet Yesevi Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin'den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

 "Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allh'ü Taala'yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."

 Ahmet Yesevi Hazretleri'nin bu sözlerinde, özellikle biz Avrupada yaşayan Türkler için, altın değerinde bir nasihat vardır. Biz Avrupa Türklüğü, Gayrimüslimler ile beraber yaşarken, geçmişimize bakıp güç almalıyız. Buraları Türkleştiremeyiz, fakat Türk kalabilmemiz için, Ahmet Yesevi Hazretlerini ve onun yolundan gidenleri çok iyi bilmemiz gerekmektedir.

 

 

Yorum (2) Yorum yaz!

Türk Sözleri

31/3/2008 ·

 
 
 
Ey Türk Beyleri,Milletim,İşitin!Yukarıda Gök Çökmedikçe aşağıda yer delinmedikçe,TÜRK Ulusu senin ülkeni kim Alabilir? Töreni kim Bozabilir?
BİLGE KAĞAN

TÜRK,Yıldırımdır,kasırgadır,Dünyayı aydınlatan güneştir.
ATATÜRK
Ben sadece asil bir ailenin evladı olmakla değil,fakat asil bir milletin evladı olmakla gururluyum.
ATTİLA

Benim Hayatta yegane fahrim,servetim Türklükten başka bir şey değildir.
ATATÜRK
Üstümüze kılıç çekilmedikçe,ülkemize girilmedikce,tab'ama cefa edilmedikçe Bizden kimseye zarar gelmez.
FATİH
Onlara Allah Türk Adını verdi ve Onları yeryüzüne hakim kıldı.
KAŞKARLI MAHMUT
Yüksek Türk;senin için Yüksekliğin Hududu Yoktur.
ATATÜRK
Yabancı kültürlere girmek demek,onun hakimiyetine girmek demektir.
METE'nin oğlu
Benden eğerimi isteyin vereyim,atımı isteyin vereyim,çadırımı isteyin vereyiakat,vatanımdan hiç kimse bir kariş toprak istemesin,vermem.
METE
Ey TÜRK ulusu!silkin ve kendine dön!Niçin yanılıyosun?Bütün bunlar kendinden,kendi öz benliginden uzaklaşıp düşmana dönük yaşadığın için oldu.
BİLGE KAĞAN
Yurt toprağı,sana herşey feda olsun!kutlu olan sensin.Hepimiz senin fedayiniz.
ATATÜRK
TÜRK çocuğu ecdadını tanıdıkça,daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
ATATÜRK
Türk hakanları ve Türkmen Padişahları devlet işlerinde hatunun fikirlerini üstün tutar.
NİZAM ÜL-MÜLK
ALLAH bu dünyayı bizim tasarrufumuza tevdi ve emanet etmiştir.
SULTAN SANCAR
Düşünmek ve söylemek kolaydır,fakat yapmak ve bilhassa muvaffakiyetle netiçelendirmek çok güçtür.
ZİYA GÖKALP
Size öyle bir vatan aldım ki;ebediyen sizin olacaktır.
ALPASLAN
Bu memleket tarihte Türktü,halde Türktür ve EBEDİYETEN TÜRK KALACAKTIR...
ATATÜRK

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Yorum (11) Yorum yaz!

Tahmin edin bakalim Zinaya kac kisi sahit oldu

9/3/2008 · Kategori: Dini

Zinayı kimsenin görmediği bir yerlerde yaptığını zanneden iki kişinin zinasına kaç kişi şahittir ?




1- İNSANIN KENDİSİ
Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız. "Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana nefsin yeter!" deriz. (17/13-14)

(elde var bir!)


2- YARANI-YOLDAŞI

Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp - azdırmadım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi."
(Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."KAF50/27,28

Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.ZUHRUF43/37,38

O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.ZUHRUF43/67
Allah şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lanet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” 7/38

(etti iki !)


3- ALLAH

"Görmez misin ki Allah göklerde ne var, yerde ne varsa bilir! Bir araya gelip gizlice fısıldaşan üç kişinin dördüncüleri mutlaka Allah’tır. Beş kişi gizli konuşsa altıncıları mutlaka Allah’tır. Bundan ister daha az, ister daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka O, kendileriyle beraberdir. O, ileride kıyamet gününde, yapmış oldukları işleri onlara tek tek bildirecek, dilerse karşılığını da verecektir. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilir." (Mücadile sûresi, 7)

*** ‘’ Allah, göklerde ve yerde olanı bilir. ‘’ ( 3/29, 2952, 4916, 644

*** ‘’ Allah her şeyden haberdardır, O’ na hiçbir şey gizli kalmaz, O her şeyi görmektedir. ( 13/33 )

*** ‘’ Allah düşen yaprağı bilir. ‘’ ( 6/59 )

*** ‘’ Allah her şeye şahittir. Her halinizden haberdardır. ‘’ ( 2/166, 4/166, 6/19,10/61, 17/96, 34/47, 48/28 )

*** ‘’ Allah her şeyi bilir. ‘’ ( 2/216 ve 35 ayette )

*** ‘’ Allah her şeyi görür ‘’ (17/17, 25/20 )

*** ‘’ Allah kullarının yaptıklarını görür. ‘’ ( 3/20 ve 8 ayette )

*** ‘’ Allah, işitendir, bilendir ‘’ ( 2/244 ve 17 ayette )

*** ‘’ Allah kalplerdekini bilir ‘’ ( 35/38 )

*** ‘’ Allah kullarına çok yakındır ‘’ ( 2/186, 50/16 )

*** ‘’ Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz. ‘’ ( 3/5 ve 7 ayette )

*** ‘’ Allah kullarının yanındadır. Onların her konuştuğunu işitmekte ve yaptıklarını görmektedir. Yaptıklarını kıyamet günü onlara haber verecektir. ‘’ ( 9/105 ve 4 ayette )

Ve....

*** ‘’ ALLAH İNSANA ŞAH DAMARINDAN YAKINDIR ! ‘’ ( 50/16 )

(oldumu 3 ?!)


4- HAFAZA MELEKLERİ

* "Hatırla ki (insanın) sağında ve solunda oturan, yaptıklarını tespit eden iki melek vardır. İnsan bir söz söylemeye dursun, mutlak onun yanında (hayır ve şerrini) görüp gözetlemeye hazır bir (melek) vardır" (Kâf, 50/17, 18).

* "İnsanın arkasında ve önünde, Allah'ın emriyle onu koruyan ve yaptıklarınızı kaydeden melekler vardır" (Ra'd, 13/11).

* "Yaptığınız bütün hileleri meleklerimiz kaydediyor" (Yûnus, 10/21).


“Yanınızdan ayrılmayan muhafız melekler vardır. O muhafızlar değerli, şerefli kâtiplerdir. Yaptığınız her şeyi bilip yazarlar.” (İnfitar, 82/10-12

Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz (hafaza melekleri de) yazmaktadırlar.ZUHRUF,43/80

(Artık) her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahit ile gelmiştir. (Kaf Suresi, 21)

( en az ikişer melekten dört hafaza meleğide seyrediyor üçe dört daha ekle etti 7 ! bitmedi)



5- ŞEYTAN

Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan musallat ederiz. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.ZUHRUF,43/36

7/27: ... Cin şeytanı ve kabilesi, sizi kendilerini göremeyeceğiniz yerden görür. Biz şeytanları iman etmeyenlere dost kılmışızdır.

(her zina edeni zinaya sürükleyen şeytanı birerden iki tane şeytanı katalım yediye 7+2=9!

Durun daha bitmedi)



6- ELLER,AYAKLAR,KULAKLAR,DİL,DERİ,GÖZ

- “O gün ağızlarını mühürleriz. Bizimle elleri konuşur ve ayakları da yaptıklarını şahitlik eder.” Yâsîn Sûresi, 36/65.

- “O gün onların aleyhlerine kendi dilleri, kendi elleri ve kendi ayakları yapmış olduklarına şahitlik edecekler.” Nûr Sûresi, 24/24.

- “Nihayet Allah’ın düşmanları oraya vardıklarında dünyada iken yapa geldiklerinden dolayı kulakları, gözleri, derileri aleyhlerinde şahitlik edeceklerdir. Derilerine: ‘Bizim aleyhimize niçin şahitlik ettiniz?’ diyecekler. Onlar da: ‘Her şeyi konuşturan ALLAH bizi de konuşturdu. Zaten sizi ilk defa O yaratmıştır. Yine ancak Ona döndürülüyorsunuz’ diyecekler. Siz, gözlerinizin, kulaklarınızın ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz! Bilâkis Allah’ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanmıştınız! FUSSİLET,19/24
(artık yavaş yavaş mikro plana doğru tahayyülünüz derecesinde gidin tırnaklar, hücreler, organeller, meloküller, atomlar, protonlar, nötronlar, ……!
Sanıyorlardıki yalnızlar
aslında sonsuz sayıda şahit tarafından zinalarına tanık olunuyordu!!!
cümle alem onları seyrediyordu,
onlar kimseler görmedi zannediyordu !!!)





SON SÖZ!!!!!
“İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar! Andolsun ki, onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları da yalancıları da ortaya çıkaracaktır. Yoksa kötülükleri yapanlar, bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar.” (Ankebut, 29/2-4)

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

Bordo bereli

28/2/2008 · Kategori: Resimler

 














Dünyada güven atışı yapan tek birlik...












apoyu ülkemize getiren bordo bereli birlik










DOĞUDA ANLATILAN BİR HİKAYE VARDIR.....TERÖRİSTLER İÇİN...

KARŞIDAN GELEN BİRLİĞE BİR TANE MERMİ AT....

EĞER VAR GÜCÜNLE SANA ATEŞ EDİYORLARSA....BİLKİ PİYADEDİR...BEKLE MERMİLERİ BİTSİN...SONRA HEPSİNİ YOK ET..

EĞER ATTIĞIN MERMİYE EŞİT 1 MERMİ ATIYORSA...BİLKİ KOMANDO'DUR....HEMEN KAÇ,SIVIŞ,CANINI KURTAR

EĞER ATTIĞIN MERMİYE KARŞILIK VERMİYORSA....BİLKİ BORDO BERELİDİR...KAÇMANA GEREK YOK..OTUR TAŞIN DİBİNE ÖLÜMÜ BEKLE...KAÇSANDA O SENİ BULUR VE YOK EDER

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

ÜLKÜCÜ YEMINI

25/2/2008 ·

Allah'a , Kur-an'a , Vatana , Bayrağa yemin olsun.
Şehitlerim , Gazilerim emin olsun
ülkücü Türk Gençliği olarak , Komunizme , Kapitalizme ,
Faşizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadelemiz sürecektir.
Mücadelemiz son nefer , son nefes , son damla kana kadardır.
Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye turana kadardır.
ülkücü Türk Gençliği olarak ,
Yılmayacağız , Yıkılmayacağız , Başaracağız , Başaracağız ,
Başaracağız .
Allah Türk'ü Korusun ve Yüceltsin.

Amin...

Yorum (2) Yorum yaz!

acaba değermisin hayatıma?

19/2/2008 · Kategori: Siirler


 

" Ne olacak sonu...yine hüsran tabii.
Bu önyargı değil bu gerçek..Herşeyin herkesin sonu gibi gerçek!Kocaman ama göremediğimiz bir gerçek...
Ne kadar bende olacaksın..üstelik bu kadar imkansızken..Hadi ben hayatımı vermeye razıyım sana!peki sence sen hayatıma değermisin?
Bir düşün sonra sana ağır gelmesin..Bir yaşam veriyorum sana çünkü..Sana adıyorum yılları,günleri,dakikaları...Bunlara layık olabilecek misin?Yoksa bir nankörlük edip ,üstünü örtüp yılların,yüzümde çizgiler belirince gidecekmisin?Yaşanacak çok şey varken ben seni yaşamayı seçeceğim..Peki sen çok şeylerinden vazgeçebilecek misin?
Kıymetini bilecek misin zamanın..Yoksa yazık sana diyerek,suratıma acıyarak bakıp çekip gidecek misin?
Bilmek istediklerim asıl bunlar değil!!
SEN BENİ ,SENİ SEVDİĞİM KADAR SEVEBİLECEK MİSİN? "

 

alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::